RASYONALİZMİ SORGULAMAK

            Hazırladığım bir çalışma için kitapların arasında boğulmuşken, hepimize dayatılmaya çalışılan o meşhur kavramla karşılaştım yine: Rasyonalizm!

            “Rasyonalizm (akılcılık), tüm ekonomik ve sosyal birimlerin akılcı davrandığı görüşüne dayanır. Bir başka deyişle fertler ister üretici ister tüketici olsunlar, kendileri ile ilgili kararları alırken, mevcut bütün bilgileri ve kendi tercihlerini dikkatle değerlendirir ve kişisel çıkarlarını en iyi şekilde koruyacak kararları alırlar. Bu temel varsayımın gerisinde fertlerin ‘bencil’ oldukları ve bencil davrandıkları varsayımı yatar. Serbest piyasa anlayışı bu bencil davranışların aynı zamanda rasyonel olduğunu savunur.” diyordu kitap akılcılık için.

            İktisat biliminin hakim iktisatçıları ve onların politik versiyonları bize sürekli aynı şeyi söylüyorlardı: Sen “homo-economicus”sun, sen sadece kendi çıkarlarını ve kârını maksimize etmek için yaşıyorsun, başkalarını düşünürsen akılcı değilsin...

            İster istemez aklıma birkaç gün önce yaşadığım, “otobüsteki bir yolcunun (final sınavından çıkmış bir üniversite öğrencisinin) bayılması üzerine, hastaneye neredeyse 200 metre uzaklıkta iken, otobüsün güzergâhını değiştirmemesi ve ilk durakta yolcuyu arkadaşlarıyla birlikte durağa bırakması” geliyor. Acaba otobüsün güzergahından çıkarak vazgeçeceği kârı, bir insanın hayatından daha mı önemliydi? Yada otobüsteki yolcuların gidecekleri yere biraz daha geç varması…

            İnsanların duyarsızlığını düşünüyorum sonra, tepkisizliğini, sistemin içinde bir o yana bir bu yana koşturan ve bu koşturmacanın içinde dünyalarının ne kadar küçük olduğunu fark edemeyen insanları…

            Birlikte yaşamanın verdiği sorumluluklar ve insan olmanın verdiği erdem unutturulmaya çalışılıyor. Ve güçlünün güçsüzü yenmesi doğa kanunu kabul edilip, buna Yeni Dünya Düzeni deniyor.

            Güne hakim sistemin ve onun ekonomik anlayışı olan piyasa ekonomisinin temel özelliği olan “en iyinin yaşama ilkesi” veya diğer adlarıyla “doğal ayıklanma” - “Sosyal Darwinizm”, kendi çıkarını gereği gibi koruyamayan ve başkalarını da düşünmek gibi bir hata işleyenin ayakta kalması söz konusu olamaz, diyor. 

            Yani yanı başımızda bombalar masum çocukların üstüne yağarken tepkisiz kalmak; bir yankesicinin cüzdanımızı çalmasına verdiğimiz tepkiyi, hepimizin ortak malı olan kamu mallarının çalınmasına vermemek; çocuklarımıza utanmadan bırakabileceğimiz bir ülke için mücadele etmemek; düşünmemek, sorgulamamak, sevmemek… İşte neo-liberalizmin rasyonel bireyi!

            Sistem bizden “rasyonel birey” olmamızı istiyor. Peki kime göre rasyonel? Kalabalıkların arasında sadece kendi çıkarını düşünerek bireyin yalnızlaştığını görmek isteyen Yeni Dünya Düzeni’ne göre mi? Yoksa “…İnsanlar için ölebileceksin, de yüzünü bile görmediğin insanlar için, / De hiç kimse seni buna zorlamamışken, / De en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde…” diyen Nazım’a göre mi? Benim için akılcı olan şeyler, bir başkası için anlamsız olabilir. Veya tam tersi… O zaman neden rasyonalizm herkes için aynı şeymiş gibi, bir kalıba sokularak dogmalaştırılıyor?

            Bunları sorgulamak bile en büyük akılcılıktır bana göre.

            Rasyonalizm… homo-economicus… otobüste bayılan çocuk… Irak’taki çocuklar… Yeni Dünya Düzeni... Darwin… Nazım… Kafam çok karışıyor ve çalışmayı bırakıyorum. Sanırım bu “rasyonel birey”i biraz daha kurcalayacağım…

Cihan Yüksel
16 Ocak 2005