NASIL BİR ÜNİVERSİTE?

            Kalkınmanın ve gelişmenin lokomotif kurumlarından üniversitelerimizin geçirdiği evrimler sonucu geldiği mevcut durum, mülti-versite kavramı ve getirdikleri, yasa değişikliği çalışmaları vb. konuların, geleceğin üniversitelerinin nasıl olacağını da ilgilendirdiğinden, ele alınmasında fayda vardır.

            Türkiye’de yükseköğretimin mevcut durumunu özetle ortaya koyacak olursak; vakıf üniversiteleri nedeniyle öğretimde fırsat eşitliğinin bozulduğunu, birbirinden farklı da olsa hemen her üniversitede bir baraj sistemi bulunduğunu, Amerikan Modeli ve çan eğrisinin hakim olduğunu, yabancı dilde bilimsel eğitimin kalite kabul edildiğini, üniversite araştırmalarının özel firmalarca finanse edildiğini, akademisyenlerin hayat standardı ve akademik çalışma imkanlarının düşük düzeyde olduğunu ve bilimsel yayınların diğer ülkelere göre oldukça az olduğunu görürüz.

            Yükseköğretimin ortaya koyduğumuz durumunun sonuçları, geleceğin üniversiteleri ve Türkiyesi açısından hiç de iç açıcı değildir. Bunları teker teker incelemekte fayda vardır.

            Özel üniversitelerin mevcudiyeti, kamu üniversiteleri ile arasındaki uçurum nedeniyle yükseköğretimi eğitim, araştırma ve sosyal imkanlar açısından iki başlı bir yapıya sokmaktadır. Bunun yanı sıra, özel üniversitelerin kamusal transferlerden yararlanarak bursları finanse etmesi ve bu yolla itibar kazanma çabaları vakıf anlayışının özüne ters düşmektedir.

            Bugün üniversitelerin hemen hepsinde, birbirine benzeyen ancak farklı adları taşıyan baraj sistemleri uygulanmaktadır. Bu baraj sistemlerinin öğrencilere getirdiği tek şeyin, yıl kaybı olduğu söylenebilir. Kaliteyi artırmaya yönelik hiçbir etkisinin  olmadığı da ortadadır. Öğrenciler mezun olurken derslerde öğrendiklerinden çok, barajlar arasında gidip gelirken yaşadıkları maceranın tadını anımsamaktadırlar.

            Üniversitelerde Amerikan Modeli eğitim ve onun ideal not sistemi olan çan eğrisinin de hakim olduğunu görmekteyiz. Ama başarının sadece yanındakini geçmekle sınırlandırıldığı, üniversitenin öncelikli amacına ters düşerek rekabetin öğrenciler arasına sızdırıldığı bu sistem, birlikte öğrenmek, birlikte çalışmak, bilgiyi tüm insanlığın ürünü olarak görmek yerine sıra arkadaşını geçebilmek için ders notlarını ondan saklamak, paylaşmamak, onun başarısızlığına muhtaç olmak gibi ortamlara neden olmaktadır. Bu nedenle Amerikan Modelinin üniversitelere uluslar arası rekabet sistemine uygun personel yetiştirme görevi biçtiğini söyleyebiliriz.

            Türkiye’de Amerikan Modelinin çeşitli biçimlerini uygulayan çoğu üniversite, yabancı dilde eğitime geçmeyi programlarına koymuş veya bu programı uygulamaya başlamışlardır. Yabancı dilde bilimsel eğitim kalitenin bir kıstası kabul edilmiş ve üniversite sonrası için bir baraj olarak kullanılmıştır. Ancak, öğretim üyesinin bildiklerini yabancı dile çevirerek öğrenciye anlattığı, öğrencinin de bunları yeniden Türkçe’ye çevirerek anlamaya çalıştığı bu sistem başarıyı zedelemekten başka bir şey yapmamaktadır. Öğrencilerin yabancı literatürü takip edebilmesi için gerekli yabancı dilin öğretilmesi, eğitim dilinin anadilde olmasını engellememektedir. Kaldı ki sadece eski sömürge ülkelerde izin verilen yabancı dilde eğitim uygulamasının, kurtuluş savaşı vererek sömürge olmayı reddeden Türkiye’de bulunması ayrı bir üzücü durumdur.

            İş çevrelerinin üniversite sisteminin finansmanındaki payının yükselmesi de diğer bir önemli sorundur. Bu durum, özellikle sermayenin üniversitelerin karar alma süreçlerine artan katılımı sonucu, üniversitelerin bir işletme gibi, piyasanın etkinlik normları uyarınca yönetilmesine, temel araştırmalar da dahil olmak üzere, AR-GE gündeminin sermayenin talepleri doğrultusunda yönlendirilmesine ve üniversiteye araştırma fonu bulabilecek akademisyenlerin ön plana çıkmasına neden olmaktadır.(bkz. Türel, 2003) Halbuki bilim yuvası olan üniversitelerde araştırmanın temelini merak güdüsü (bırakınız araştırsınlar) oluşturur, iş çevrelerinin yönlendirmesi değil.

            Eğitim ve AR-GE için kullanılan kaynakların kamu eliyle finansmanı imkansız değildir ve unutulmamalıdır ki “bireysel piyasa talebi olmayan bilim ve kültür alanlarına gerekli kaynak tahsisi yapabilmenin yolu, bu alanlarda kamusal talep yaratmaktan geçer.”(Türel, 2003:24)

            Neo-liberal eğilimin moda olduğu günümüzde, üniversitelerin yapısı da bu modaya uydurulmaktadır. Bu modanın savunucuları, yüksek öğretimin tamamen kamu kaynaklarıyla finanse edilmesinin alt gelir gruplarından üst gelir gruplarına kaynak aktaran bir mekanizma olduğunu ileri sürerek, paralı eğitimi savunmaktadır. Eğitim hizmetinin içsel faydalarının ön plana çıkarılarak savunulduğu paralı eğitimin esas itibariyle fırsat eşitsizliği yaratacağı, zengin ile yoksul arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açacağı açıktır. Eğitim hizmetinin dışsal faydaları göz ardı edilmemelidir. Üniversite okumayan biri, okuyanın ülke refahına bir şeyler katmasından dolaylı olarak faydalanacaktır. Bir tıp profesörü bir çok hastalığın çaresini arayarak kamuya hizmet ederken, neden kamu onun eğitimini karşılamasın?!

            Akademisyenlerin yaşam standardı ve araştırma imkanları da kara tablonun ayrı bir parçasıdır. Araştırmaları için gereken maddi kaynak, maaşları ve üniversitenin yerel imkanları (internet, kütüphane gibi) ile sınırlandırılınca, yapılan bilimsel araştırmaların niteliksel ve niceliksel yönden gerilemesi söz konusu olmaktadır. “57. hükümet (Ecevit Hükümeti) 2000-2001’de yoğunlaşan ekonomik bunalımın üniversitelerin mali durumu ve üniversite akademik personelinin hayat standardı üzerindeki olumsuz etkilerini az da olsa giderebilmek için kısmi düzenlemelere yönelmiş(tir)”(Türel, 2003:16) Ancak mevcut durum pek çözülmüş görünmemektedir.

Tablo 1. Farklı Ülkelerin Gerçekleştirdikleri Genel Bilimsel Yayınların Sayısal Karşılaştırılmaları

ÜLKE

YILLIK SCI* YAYINLARI SAYISI (1997 YILI)

A.B.D.

262372

Japonya

63268

Almanya

60408

Fransa

43080

İsviçre

13097

İsrail

8938

Finlandiya

6345

Yunanistan

3564

TÜRKİYE

3313

* SCI (Science Citation Index)’de yer alan yayınlar [SCI pozitif bilim alanlarındaki uluslar arası hakemli bilimsel yayınlara yer vermekte ve “Intitute for Scientific Information” (ISI, Philadelphia, A.B.D.) tarafından derlenmektedir.]

Kaynak: (Avcı, 2003:191)

            Burada bilimsel yayınların azlığına değinmek yerinde olacaktır. Tablodan anlaşılacağı üzere Türkiye, bilimsel yayın sıralamasında geride kalmıştır. Bunun sebepleri yüksek öğretime ve bilimsel AR-GE çalışmalarına yeterli kamusal kaynak ayrılmaması, akademisyenlerin motive edilememesi ve üniversitelerin öğretim yanının ağırlık kazanmasıdır.

            Bütün bu eleştirdiğimiz hususların Mülti-versite kavramıyla bağlantılı olduğu söylenebilir. Mülti-versite “kapitalizmin XX. yüzyılın son çeyreği ve sonrasındaki küreselleşme örüntüsüne özgü, daha uygun bir deyimin yokluğu dolayısıyla mülti-versite olarak adlandırılabilecek üniversite modeli(dir). Bu modelin örnekleri II. Dünya Savaşı sonrasında ABD üniversitelerinde ortaya çıkmış, ancak tüm karakteristik öğeleri 1970’lerden sonra daha da belirginleşmiştir.”(Türel, 2003:3) Mülti-versite, üniversite dışı örgütlerin karar alma süreçlerine katılımının artmasını, AR-GE için kaynak sağlayan iş çevrelerinin finansal denetimini, yığınsallığı ve iş piyasasında geçerli beceri kazandırmayı hedeflemektedir.

            “Mülti-versite eğitim ve araştırmanın içeriğini dönüşüme uğratmış, bilgi üretimini ve kurum içi sosyal ilişkileri metalaştırmış, üniversite pratik ve güncel sorunların çözümü ötesindeki bilgi üretimini ikinci plana itme baskısı ile karşılaşmıştır.”(Türel, 2003:5)

            1981 tarih ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nda mülti-versite modelinin pek çok öğesinin bulunduğunu söyleyebiliriz. 58 ve 59. hükümetlerin konuyla ilgili yasa tasarıları da yüksek öğretimde radikal ve çözümcü yaklaşımlar yerine, 2547 sayılı kanunun iskeleti üzerinde düzenlemeler yapmayı öngörmüş, dolayısıyla eleştirdiği modelin temelinde kendi modelini oluşturmuştur.

            Geleceğin üniversitelerini amacından uzaklaştıracak bu sorunlara alternatif çözümleri sıralamak yerinde olacaktır:

-        Eğitim gibi stratejik ve toplumsal fayda dışında kar amacıyla bakılamayacak bir hizmetin kamu eliyle sağlanması, bütçeden büyük paylar ayrılması ve paralı eğitimin kaldırılması gerekir.

-        Amerikan modeli eğitim ve çan eğrisi not sistemi kaldırılmalı, paralı yaz okulu yerine bütünleme sistemi getirilmelidir.

-        Yabancı dille eğitim sona erdirilmeli, eğitim ulusal dille yapılmalı ve kaliteli bir yabancı dil eğitimi verilmelidir.

-        Üniversite araştırmalarının finansal kaynağı devlet olmalı, iş çevreleri üniversite karar organlarında yer almamalı ve üniversiteler ticari işletme güdüsüyle yönetilmemelidir. “Birçok demokratik ülkede üniversite sisteminin başarıya ulaşması, ancak hükümetlerin üniversiteleri ticari kurumlar için uygulanan kurallar ve politikalar ile yönetilemeyeceğini hatırlamaları ile mümkün olacaktır.”(Tekeoğlu, 1998:25)

-        Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin uyguladığı “AKTİF EĞİTİM” modeli örnek alınmalıdır. “Probleme dayalı eğitim” yöntemiyle yapılan aktif eğitim modeli öğrenci merkezli, bütüncül yaklaşımı benimseyen, topluma dayalı, sistematik ve derinlemesine bilgi edinme amaçlı seçmeli öğrenme fırsatı veren bir programa sahiptir.(bkz. http://www.tip.deu.edu.tr/117.html)

-        Mülti-versite kavramının getirdiği yeni üniversite modeli, sırf gelişmiş ülkeler (özellikle de ABD) uyguluyor diye uygulanmaya değer görülmemelidir.

-        Akademisyenlerin araştırma imkanları ve hayat standartları layık olduğu düzeye yükseltilmelidir. Bilimsel yayınların sayısı, kalitesiyle birlikte artırılmalıdır.

      Sonuç olarak, Türkiye’de yükseköğretimin büyük bir sistem sorunu vardır. Üniversitelerin öğretim yanı adil ve kaliteli hale getirilirken, bilimsel ve kuramsal yanı ihmal edilmemelidir. Üniversitecilik oynayan büyük yığını uyandırmak ve üniversiteleri gerçek amacına ulaştırmak için kalıcı çözümler alınmalıdır.

 Cihan YÜKSEL
Ekim 2004

      KAYNAKÇA

·        TÜREL, Oktar; Türkiye’de Yükseköğretimin (Yeniden) Kurumsallaşması Üzerine Düşünceler, Ekim 2003, (http://www.bagimsizsosyalbilimciler.org)

·        TEKEOĞLU, Muammer; Sosyal Bilimlere Temel Yaklaşım, Adana 1998

·        AVCI, Oktay; Nasıl Bir Üniversite İlerlemeye Katkı Sağlar?, İleri Dergisi, Sayı 15, Mart-Nisan 2003

·        Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, (http://www.tip.deu.edu.tr/117.html)