DEVİR ONLARIN DEVRİ
Devir onların devri… Daha önce de onların hocaları, ağabeyleri vardı; ama şimdi durum çok daha ciddi.
Daha önce de tarikatçı vali oranı %35, kadın eli sıkmayan kaymakam oranı %46 idi. Ama hiçbiri kamu yönetiminde bu kadar büyük kadrolaşmaya gitmedi. Hatta hiçbiri imam kadrosunda görev yapanları Devlet Hastanelerinde müdür yardımcılığına yükseltecek kadar cesaret edemedi.
Daha öncekiler de dini istismar etmişti. Ama hiçbiri Kuran kurslarını Milli Eğitim Bakanlığı denetiminin dışına çıkarmaya ve yaz Kuran kurslarında yaş sınırını kaldırmaya cesaret edemedi.
Daha önce de aynı zihniyet sanata tükürmüştü. Ama hiçbirinin kara çarşaflı hanımları Heybeliada gibi bir yerde kısa etekli kızların bacaklarına tükürerek toplumsal baskı yaratmaya çalışmamıştı.
Daha öncede, “halkın umudu” politikacılar yaşlandıkça faşistleşerek tarikat liderlerini övdü. Ama hiçbiri tarikat liderlerinin dizinin dibinde poz vermedi.
Daha önce de hocaları “geçiş dönemi yumuşak mı olacak, sert mi olacak; tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? 60 milyon buna karar verecek.” demişti. Ama hiçbiri “minareleri süngüsü, camileri miğferi” yapamamıştı.
Daha önce de, hiçbir aday ülkenin imzalamadığı Gümrük Birliğine tek yanlı bağlanılmıştı. Ama hiçbirinin ekonomiden sorumlu devlet bakanı “Türkiye AB’ye üye olmasa da Avrupa Para Sistemi içine girmelidir” diyerek dış ticaret politikasının egemenlik hakkının Brüksel’e bırakılmasını önerme cüretinde bulunamamıştı.
Hiçbiri Ek Protokol’ü imzalayarak Kıbrıs’ta Rum Devletini tanıma girişiminde bulunmamıştı.
Daha öncekiler de ülkeyi borç batağına sürüklemişti. Ama hiçbiri iki yıl içinde toplam dış borçları 130 milyar dolardan 200 milyar dolara çıkarıp, üstüne ekonomiyi düzelttiği(!) için sırtı sıvazlanmamıştı.
Daha öncekiler de ısrarla özelleştirme diyordu. Ama hiçbiri seksen yıllık birikimimiz olan stratejik sektörleri yangından mal kaçırırcasına yabancılara peşkeş çekmeye cesaret edememişti.
Daha öncekiler de özelleştirme uygulamalarına birçok gerekçe sunmuştu. Ama hiçbiri “garip gurebanın parasını birkaç yüz çapulcuya ve devletin sırtına yük olan parazitlere yedirmem” diyerek SEKA işçilerini böylesine küçük düşürmemişti. Üstelik kendisine yakın duran medya tekeli sahibinin özelleştirmeden doğan borcunu taksitlere bölerek esas yükü devletin sırtına kendi yüklerken.
Daha öncekiler de yolsuzluklar yaptı, birbirini akladı. Ama hiçbiri tek bir bakanı için 6 ayrı af girişiminde bulunmadı.
Daha öncekilerde de parti içi demokrasi yoktu. Ama hiçbirine Yargıtay başsavcılığı tüzüğünü değiştirmesi, “parti içi demokrasiye uyması” ve “liderlik sultasına” son vermesi için yazılı uyarıda bulunmadı.
Daha öncekiler de Amerikancı darbelerle, uygulanan antidemokratik politikalarla demokratik muhalefeti sindirmişti. Ama hiçbiri, demokrat görünerek halkın gözünü bu kadar boyayıp, muhalefeti “gizli faşizmiyle” susturmamıştı.
Hiçbiri içerdeki muhalefete karşı bu kadar şahin, Türkiye’den ekonomik ve siyasal tavizler isteyen yabancılara karşı bu kadar kuzu olmamıştı.
Daha öncekiler de orduyu pek sevmezdi, bilime önem vermezdi. Ama hiçbiri ordunun koruyucu ağırlığını sıfırlama girişimlerinde bulunmaya cesaret edemedi, bilimi dışlamaya hatta aşağılamaya çalışmadı.
Hiçbiri ülke topraklarının kuralsız ve sınırsız şekilde yabancılara satılmasına olanak vermedi, kapitülasyonları geri getirmedi, yeni Duyun-u Umumiye hazırlıkları başlatmadı.
Daha önce de ustaları milletvekillerine “siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” demişti. Ama onlar bile kayıtlı seçmenin dörtte birlik oyuyla tek başına iktidara gelmemişti. “Ben çoğunluğum, çoğunluk iradesi neyi isterse gerçek de odur” yanlışına takılıp kalanlar unutmamalıdır ki, Hitler ve Mussolini gibilerde çoğunluğun oylarıyla iktidara gelmişti.
1997’de yaz Kuran kurslarına devam eden 6-12 yaş grubundaki çocuktan 2005 yılında 7.086.197 seçmen sayısına ulaşılacağı hesaplanmaktaydı. Bugün durum ortada…
Devir onların devri… Birileri açık açık “kral çıplak” demeli. Türkiye toplumsal ve siyasal alanda gericiliğin dış güçlerce desteklenerek iktidara kadar yükseltildiği bir dönemden geçmektedir.
Devir onların devri… Ama gün emperyalizme, kapitalizme ve gericiliğe karşı birleşme günüdür. Bu birleşme lafta değil, pratiğin içinde olmalıdır.
Devir onların devri… Ve siz… Eğer bu düzene karşıysanız ve hiçbir şey yapmıyorsanız, siz de suçlusunuz demektir!
Cihan YÜKSEL
Ağustos 2005